TÜRSAB Belgeli Seyahat Acentesi · Belge No 18714
TuraDahil
Seyahat Yazısı

TuraDahil'den Notlar #02: Midilli'de İlk İki Gün

07 Ekim 20266 dk okuma
TuraDahil'den Notlar #02: Midilli'de İlk İki Gün

Midilli'ye İlk Adım

Feribottan indiğimiz anda artık gerçekten Midilli'deyiz.

Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından önce pasaport ve gümrük işlemlerimizi tamamlıyoruz. Herkesin yüzünde aynı merak var. Kimisi ilk kez geliyor, kimisi daha önce gelmiş ama bu kez farklı bir gözle bakıyor.

Benim içinse biraz daha farklı.

Çünkü bu kez sadece bir turu yönetmek için değil, misafirlerimizle birlikte Midilli'yi yaşamak için buradayım.

Midilli mi, Lesvos mu?

Burada küçük bir isim notu düşelim. Bizim Midilli dediğimiz adanın Yunanca adı Λέσβος (Lesvos). “Lesbos” ise İngilizcede kullanılan biçimi. Peki Midilli adı nereden geliyor?

Aslında Midilli, adanın başkenti olan Mytilene (Μυτιλήνη) şehrinin Türkçedeki kullanımından geliyor. Yani ada Lesvos, merkez ise Mytilene. Ancak Türkiye'de zamanla adanın tamamı Midilli adıyla anılmaya başlamış.

Adanın Lesvos adı ise antik dönemden geliyor. Yunan mitolojisine göre ada, Thessalia'dan gelen ve Aeolus'un torunu olduğu anlatılan Lesbos adlı kahramanın adını taşıyor. Başka bir hikâyesi daha var; onu da rehberimiz anlatsın.

Dolayısıyla biz adanın adını Türkçede Midilli, Yunanistan'da Lesvos, İngilizcede ise Lesbos olarak duyuyoruz.

Üç isim, aynı ada.

Midilli'de İnsanlar ve Ada Hayatı

Midilli'ye ilk geldiğimde dikkatimi çeken şeylerden biri, adanın beklediğimden çok daha büyük ve canlı olmasıydı. Şehir merkezinde hareket var ama birkaç kilometre uzaklaştığınızda ortam bir anda sakinleşiyor.

Ada genelinde Yunan nüfusunun yanı sıra farklı ülkelerden gelen insanların da yaşadığı bir yapı var. Ama Midilli'nin asıl karakterini bence yerel halkın günlük yaşamında görüyorsunuz.

Kafelerin önünde uzun uzun sohbet eden insanlar, küçük dükkânlar, köy meydanlarında oturanlar, zeytinliklerin arasından geçen yollar...

Midilli’de asma altında bir avlu kafesi

Burada hayat biraz daha yavaş akıyor.

Ve sanırım Midilli'nin güzelliği de biraz burada. İnsanlar bir yere yetişmeye çalışıyor gibi değil. Bir kahvenin başında uzun süre oturmak, arkadaşlarla sohbet etmek, akşam yemeğini acele etmeden yemek oldukça normal.

Turist olarak geldiğinizde ilk başta bu tempoya alışmanız biraz zaman alıyor.

Ama birkaç gün sonra siz de kendinizi o ritmin içinde buluyorsunuz.

Midilli'yi gezmek kadar, Midilli'nin yaşam hızını hissetmek de güzel.

Midilli ve Osmanlı İzleri

Midilli'yi gezerken adanın Osmanlı geçmişini de görmek mümkün. Ada, 1462'de Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve 1912'ye kadar Osmanlı yönetiminde kalmış.

Bugün özellikle şehir merkezinde Yeni Cami, Çarşı Hamamı ve bazı eski Osmanlı yapıları bu geçmişin izlerini taşıyor.

Bence Midilli'yi ilginç yapan da biraz bu. Bir yanda tipik Ege adası atmosferi, diğer yanda bize oldukça tanıdık gelen Osmanlı izleri...

Sokaklarda gezerken tarihin iki farklı dönemine aynı anda dokunabiliyorsunuz.

Tura Başlayalım

Pasaport kontrolünden geçen son misafirimizin de otobüsteki yerini almasıyla 2 dakika sürecek yolculuğumuz başlıyor. Bunu yapmamızın temel sebebi, çantalarımızı otobüse koyup ekibimizi toparlamak. Artık yerel rehberimizin önderliğinde tura başlayabiliriz.

İlk durağımız Midilli Merkez.

Ermou Caddesi'nde yürümeye başladığımızda adanın günlük hayatı hemen kendini gösteriyor. Küçük dükkânlar, pastaneler, kafeler, sokaklarda telaşsız yürüyen insanlar...

Bir yandan rehberimizi dinliyor, bir yandan da etrafı izliyorum.

Sonra Agios Therapon Kilisesi, Eski Çarşı, Yeni Cami ve Hamam...

Midilli'nin aslında sadece deniz ve güneşten ibaret olmadığını daha ilk saatlerde anlamaya başlıyoruz.

Agiasos'a Doğru

Şehir turunun ardından otobüsümüz yeniden hareket ediyor.

Bu kez hedefimiz Agiasos.

Gera Körfezi'nin manzarası eşliğinde, zeytin ağaçlarının arasından ilerliyoruz. Yol değiştikçe Midilli'nin de değiştiğini hissediyorsunuz.

Şehir geride kalıyor.

Yerini taş evlere, dar sokaklara ve dağ havasına bırakıyor.

Agiasos tam anlamıyla başka bir Midilli.

Agiasos sokakları, Midilli

Seramik atölyeleri, ahşap işleri, küçük dükkânlar...

Biraz dolaşıyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Bazı misafirlerimiz geleneksel Yunan kahvesini deniyor, bazıları ev yapımı reçel ve likörlere bakıyor.

Agiasos Panagia Kilisesi’nin avlusu ve çan kulesi, Midilli

Ben ise bir noktada durup etrafa bakıyorum.

“İyi ki bu programı sadece masa başında hazırlamamışız.”

Çünkü bazı yerleri anlatmak gerçekten zor.

Görmek gerekiyor.

Ayrıca buradaki dondurmayı ve kiliseye gelmeden hemen önce, girişteki tatlıcıyı da çok başarılı buluyorum.

Agiasos Panagia Kilisesi’nin ahşap oyma avizesi, Midilli

Otele Yerleşme

Midilli'de konaklamamızı 3 yıldızlı otellerden birinde gerçekleştiriyoruz. 2026 yılında yaptığımız 6 turun her birinde farklı otellerde kaldık. Bizim için çok lüks bir otelden ziyade temiz, konforlu ve havuzlu olması önemli. Midilli'deki konaklamalarda, otel tarafından oda başına gecelik 5 € konaklama vergisi tahsil edilmektedir. Bu tutar otel ücretine dahil değildir ve konaklama sırasında ayrıca ödenir.

TuraDahil olarak bu tür ek maliyetleri tur fiyatına gizlemek yerine, misafirlerimizi seyahat öncesinde açık ve şeffaf şekilde bilgilendirmeyi tercih ediyoruz. Çünkü bize göre iyi bir seyahat deneyimi, daha yola çıkmadan tüm detayları bilmekle başlar.

Otele yerleştiğimiz andan itibaren havuz veya deniz sonrası yarım saatlik bir uyku tüm vücudu toparlamaya yetiyor. Çünkü turumuz daha yeni başladı.

Ve Günün Finali: Yunan Tavernası

Günün sonunda sıra benim en sevdiğim bölümlerden birine geliyor: Yunan Taverna Gecesi.

Akşam hep birlikte tavernaya geçiyoruz. Masalar kuruluyor, mezeler ve Yunan mutfağından farklı lezzetler birer birer geliyor. Bir yandan yemeklerimizi yerken bir yandan da sohbet etmeye başlıyoruz.

Midilli’de Yunan tavernasında akşam yemeği

Sonra canlı müzik başlıyor.

İlk başta herkes biraz daha sakin. Kimi müziği dinliyor, kimi masasında sohbete devam ediyor. Ama müzik ilerledikçe ortam değişiyor. Alkışlar, şarkılara eşlik edenler derken beklenen an geliyor: sirtaki.

Bir süre sonra masalarda oturanlar kalkmaya, birbirine eşlik etmeye başlıyor. Sabah otobüste birbirini ilk kez gören insanlar, birkaç saat sonra aynı masada şarkı söyleyip birlikte dans ediyor.

Bence bir turun en güzel taraflarından biri de tam olarak bu.

Sadece bir yer görmüyor, o yerin kültürünü birlikte yaşıyoruz. Ve bazen hiç tanımadığınız insanlarla aynı masada başlayan bir akşam, turun en güzel hatırasına dönüşüyor.


2. Gün: Midilli'nin Lezzetlerinin Peşinde

İkinci gün kahvaltıyla başlıyor.

Bugünün rotası biraz daha farklı. Alışveriş, lezzet ve Plomari.

İlk durağımız Lidl.

Herkesin alışveriş listesi farklı. Kimi peynir bakıyor, kimi zeytinyağı, kimi eve götüreceği küçük hediyeliklerin peşinde.

Sonra Jumbo.

Burada da özellikle “Ben sadece bakacağım.” diyerek girip elinde poşetlerle çıkan misafirlerimizi görmek mümkün. 😄

Ama asıl hedefimiz güneyde.

Plomari'ye gidiyoruz.

Zeytinliklerin arasından ilerlerken yolun kendisi bile güzel.

Plomari'ye vardığımızda ise adanın önemli değerlerinden biriyle tanışıyoruz:

Uzo.

Uzo'nun Peşinde Plomari

Barbayanni Uzo Fabrikası ve Müzesi'ni geziyoruz.

Üretim sürecini, kullanılan geleneksel bakır imbikleri ve markanın hikâyesini dinliyoruz.

Burada şunu fark ediyorum:

Midilli'nin gastronomisi sadece yemeklerden oluşmuyor.

Bir kültürün, bir yaşam biçiminin parçası.

Uzo da bunun en güzel örneklerinden biri.

Günün sonunda otelimize dönüyoruz.

Bugün ilk güne göre biraz daha sakin.

Herkes yorulmuş.

Ama yüzlerde güzel bir yorgunluk var.

Benim içinse Midilli artık katalogdaki bir destinasyon olmaktan çıkmaya başladı.

Artık anıları olan bir yer.

Üçüncü ve son günümüzde kuzeye gidiyoruz: Petra, Molivos ve Mandamados. Ardından dönüş yolculuğu... Hepsi TuraDahil'den Notlar #03: Midilli'de 3. Gün ve Dönüş Yolculuğu yazısında. 🇬🇷

#Seyahat Yazısı#Seyahat#TuraDahil#İpuçları